Reiki Enerjisinin Bilimsel Açıklaması

Şifa çalışmalarının bazı kavramları, artık bilimsel açıdan ele alınmaya başladı. En önemli konu, Reiki’nin bütün canlılar tarafından üretilen elektromanyetik alanla ne tür bir ilişkisi olduğu hakkında bir teori oluşturulmasıdır. James Oschman, “Bilimsel Açıdan Enerji İlacı” adlı son kitabında bu ilginç konuyu şöyle açıklamaktadır.

Bir süredir, insan bedeninde elektrik akımlarının olduğu bilinmektedir. Bu akım, sinir sistemi içerisinde yer almaktadır ve bedenin kendi kendini düzenleme/regüle etme yollarından birisidir. Sinir sistemi, bedendeki bütün organ ve dokulara bağlıdır. Beyinden çıkan sinyaller sinir sistemi içinde yol alarak, bedensel faaliyetleri düzenlemektedir.

Elektrik akımı aynı zamanda, kanın tuzlu solüsyonu sayesinde dolaşım sistemi içinde kalpten de akar ve elektrik akımı için bir yol oluşturur. 84.000 km’den daha uzun kan damarları, kalp elektriğinin bedenin her yerine akmasını sağlar.

Elektrik akımı, bedendeki bütün hücrelere girer çıkar. Bedenin birçok hücresi aslında sıvı kristaller taşımaktadır. Canlı kristaller, hücre zarında, sinirlerin miyelin kılıflarında ve birçok başka yerde bulunur. Üzerlerinde basınç oluştuğu zaman bütün kristaller, piezoelektrik etkisi üretir. Bu durumda, bedendeki sıvı kristaller, sürekli olarak elektrik akımı üretmeye başlar. Lazerde bütün frekansların belli bir alan içinde uyumlu olması gibi, akımlar da genellikle uyumludur. Lazer benzeri titreşimler bedende yol alır, aynı zamanda çevreye de ısı verir. Bu akla, potansiyel şifa etkileşimini getirmektedir. Davula vurulduğu zamanki oluşan basınç gibi, bedenin dokuları etkileşime girer, ritmik elektrik akımları ve alanları oluşur, titreşimler, bu dokuların biyolojik faaliyetini etkiler.

Perinöryum adında ikinci bir sinir sistemi vardır ve sinir sistemini çevreleyen birleşik doku tabakasından oluşur. Robert O. Becker, dizi halindeki makalesinde bunu şöyle tarif etmektedir: Beyindeki hücrelerin yarısından fazlası perinöral hücrelerdir. Perinöryum doğrudan akımla çalışır. Beyin dalgaları tarafından kontrol edilir ve doğrudan doğruya şifa işlemiyle ilgilidir. Bedenin herhangi bir yeri incindiği zaman, perinöral sistem incinen bölgede elektrik üretir ve bedeni alarma geçirir. Bu, elektrik potansiyeli yoluyla, perinöral sistem, akyuvarlar, fibroblatlar ve deri hücreleri gibi onarma hücrelerini o bölgeye getirir. İncinen bölge iyileşirken, elektrik potansiyeli değişir. Perinöral sistem çok hassastır ve dış elektromanyetik alanlara, karşı da duyarlıdır.

Bir iletkende elektrik akımı varsa, onu manyetik bir alan sarar. İnsan bedeninde akan elektrik akımı, biyomanyetik enerji denilen ve vücudu saran bir manyetik alan oluşturur. Son dere­ce hassas manyetometreler biyomanyetik alanları ölçer. SQUID (Süper Conducting Ouantum Interference Device-Süper İletken Kuantum Girişim Cihazı) denilen bir cihaz, Denver’deki Colorado Tıp Fakültesi’nde Dr. John Zimmerman tarafından kullanılmış, bedenin çeşitli bölgelerinde, beyinde, kalpte ve daha birçok organdaki biyomanyetik alanlar ölçülmüştür. Biyomanyetik alanların okunması, bedenin nasıl çalıştığı konusunda ve hastalıkların teşhisinde çok yararlı olmaktadır.

Kalp en güçlü elektromanyetik alana sahiptir ve 4,5 metrelik bir mesafeye kadar ölçülmüştür. Beynin ve bütün organların etraflarını çevreleyen, kendi biyomanyetik alanları vardır. Bu alanlar, çeşitli frekanslarda titreşirler ve birbirleriyle etkileşim içindedirler. Bir organ sağlıklı ise belli bir frekanstadır, sağlıklı olmadığı zaman da bu frekans değişir. Biyomanyetik alanların toplamı, bedenin çevresinde büyük bir biyomanyetik alan oluşturur. Bu auraya benzeyen bir şeydir. Bu durumda biyomanyetik alan, auranın ana birimlerinden biri sayılabilir, ama buna daha başka açıklamalar da bulunabilir.

Alanlar, başka insanların alanları gibi, bedenin yanındaki başka alanlarla da etkileşim içinde olabilir. 

Bu prensibe ‘indüksiyon’ denir. Bir manyetik alanın, bir diğerini etkilemesi anlamına gelir. Indüksiyon, iletkendeki elektrik akımının gücünü ve frekansını değiştirebilir. İşte bu nedenle, bir kişinin biyomanyetik alanı, bir diğer kişininkini etkileyebilir, kişilerin karşılıklı olarak organlarının ve dokularının çalışması, yani sağlıkları değişebilir. Bu durum, tam olarak, “Manyetik kişilik” denilen terimle ifade edilmektedir. Bu ayrıca, bir kişinin, diğerine iyileştirici etkisi yapması konusunu da bilimsel olarak desteklemektedir.

Bilimsel bir noktadan bakılacak olursa, bir kişinin varlığı, derisinde başlamaz, deyim yerindeyse, çevreye bile yayılır. Kişisel deneyimlerimizden bunun doğru olduğunu biliyoruz, çünkü başkalarının varlığını hissediyoruz. Şimdi artık bu kanıtlanmış ve bilimsel olarak açıklanmış bulunuyor.

Ellerin de çevrelerinde biyomanyetik’ enerji vardır. Şif acıların elleri, şifa seansı sırasında ölçülmüş ve şifacı olmayanlara oranla, alanlarının çok daha güçlü olduğu anlaşılmıştır. 80.000 devrelik iki bobinden oluşan basit bir manyetometre kullanılmış, şifacının ellerinin 0.002 gauss gücünde olduğu görülmüştür, bu bedenden yayılan diğer alanlardan bin kat daha güçlüdür. Enerjinin çoğu 7-8 Hz oranındayken, çeşitli frekanslardaki alan 0.3 ila 30 Hz arasında değişen değerler vermiştir.

Ellerdeki şifa enerjisi, en azından kısmen, perinöral sistem tarafından üretilir. Sistem, sinirleri sarar ve elektrik akımı için bir yol oluşturur. Akımlar, beyin dalgaları ile taşınır, talamus tarafından kontrol edilir.

Bir insan hasta ise, hastanın bir veya birden fazla organının biyomanyetik frekansları sağlıklı olmaz. Herbert Fröhlich, yapmış olduğu araştırmalarda, bedenin biyomanyetik alanları ile ilgili ilginç saptamalarda bulunmuştur: “Bir doku veya organdaki hücrelerin toplanması ile, hücre bölünmesi gibi önemli işlevler yerine getiren, belirli frekanslar oluşmaktadır. Normalde bu kontrol frekansları çok istikrarlıdır. Eğer belli bir nedenle bir hücrenin frekansı artarsa komşu hücrelerin sinyalleri, doğru frekansı yerleştirmeye yönelik olacaktır. Eğer yeterli miktarda hücre azalırsa, sistemin toplu titreşim gücü de azalacak, stabilite kaybolacaktır.”
Metafizik kavram açısından düşünülecek olursa, hastalık, fiziksel bedenden önce, aura veya biyomanyetik alanda başlar.

Şifacı ellerini hasta olan organın üzerine tutup enerji vermeye başlarsa, şifacının ellerinden yayılan biyomanyetik alan, hasta organdan yayılan enerjiden daha güçlü hale gelir. Şifacının ellerinden yayılan biyomanyetik alanının frekansı, hasta organın ihtiyacı olan sağlıklı frakanslara cevap verir. Şifacının biyomanyetik alanı, hasta organdan daha güçlü olduğu için, ellerindeki sağlıklı enerjiyi, hasta organın ‘alan frekansıma aktarır, böylece organın frekansı kendini ayarlayarak sağlıklı hale dönüş yapar. Bu ayarlama, hasta organ çevresindeki hücreleri, sinir sistemindeki elektrik akımını ve biyolojik işlemleri etkiler ve böylece şifa yerini bulmuş olur.

Bedenin çeşitli dokuları için şifa frekansları araştırılmıştır. Sinirler 2 Hz, kemikler 7 Hz, bağ dokuları ve kılcal damarlar ise 15 Hz frekansında şifa bulmaktadır.

Şifacı, hastanın biyomanyetik alanında problemli bir alan ararken veya tarama yaparken, bu işlem tam tersine bir şekilde de gerçekleşebilir. İşlem sırasında şifacı, yavaşça tek elini ya da ikisini birden, bedenin birkaç cm üzerinde hareket ettirirken, el ayasında bir duyarlılık olup olmadığına dikkat kesilir.

(170. sayfaya bkz. Byosen) Hastanın alam, şifacının ellerindeki alanda fark edilir şekilde bir farklılık yaratır ve işte bu şekilde hastanın biyomanyetik alanında yolunda gitmeyen bir durum olduğunu tespit eder.

Reiki’nin önemli özelliklerinden birisi de, bu yeteneğin uyumlamadan kaynaklanmasıdır. Reiki’nin, şifacının bilinci tarafından yönetilmesine ihtiyacı yoktur. Kendi kendini yönlendirir ve şifacının enerjisini tüketmez. O halde, Reiki uyumlaması ve şifası nasıl çalışabilir? Bütünlük, iyilik ve şifacılığın yüksek bilinci, hepimizde zaten mevcuttur. Uyumlama ile, içimizdeki doğuştan gelen bu özellik harekete geçer. Şu şekilde ifade edecek olursak; bu özellik bilincimizin dışında yer aldığı için, çok üst mertebedeki bir kaynaktan gelmektedir.

Üstelik şifacının enerjisi de tüketilmediğine göre bu durumda uyumlama, günlük ihtiyaçlarımızı karşıladığımız enerji kaynağından farklı bir enerjiyi harekete geçirmektedir. O halde Reiki ile şu gerçeğe ulaşıyoruz; hepimizde gizli bir potansiyel var, birçok kişide de bu henüz uyku halinde, ama uyandırılabilir. Yüksek bilinç, Thalamus ve Perineural sinir sistemini, Reiki üretmek üzere harekete geçirip, şifacının elleri aracılığı ile hasta bölgeye yönlendirebilir. Basit bir anlatımla, ‘Reiki enerjisi, bilinçaltı ile oluşturulan biyomanyetik ve diğer enerjilerin bir karışımıdır’ denilebilir.

Bu kavramları kullanmak suretiyle, hatta yüksek bilinç ile, daha güçlü veya etkili şifa yolları bulunacağını düşünebiliriz. Bunlar ile özel enerji frekans kombinasyonları formüle edilip şifa daha çabuklaştırılabilir, daha ağır vakalar iyileştirilebilir. Sevgi, şefkat ve özveri ile şifa, özel bir birleşim haline gelip, hastalıklı kısmı sağlıklı hale dönüştürebilir. Güçlü bir şifacı, çok başarılı bir oto tamircisine benzetilebilir; çünkü böyle bir tamirci daha engin bir anlayışa ve yılların verdiği bir deneyime sahiptir, birçok başka tamircinin yapamadığını yapar. İşte bizler de şifacılıkta kendimizi iyice derinden geliştirebilirsek, şifacı olarak potansiyelimiz artmaya devam eder ve yüksek bilincin daha yüksek niteliklerine erişebiliriz.

Biyomanyetik alanların gücü, alanın kaynağından uzaklaştıkça azalır. Daha önceki bazı ifadelerde şifanın, ancak hastaya yakın olduğu zamanlarda gerçekleştiği belirtilmişti. Peki o halde hasta yüzlerce km uzakta, belki de dünyanın diğer uçundayken, uzaktan şifa nasıl mümkün olabilir?

Uzaktan şifa faaliyetinde, ‘skalar dalga’lar rol oynuyor olabilir. İki manyetik alan aynı frekansı taşıyorsa ve tam olarak faz dışıysa, birbirini yok eder. Güç hala orada ise ve skalar dalgalar oluşturuyorsa, bu yok oluş, alanların etkisini yok etmez. Skalar dalgalar, manyetik alanlarda olduğu gibi, elektronlarla değil, atomik çekirdek ile etkileşim içersindedirler, Faraday kafesi veya diğer kalkanlarla bloke edilemezler. Aslında şifa etkilerinin öncelikli kaynağı, manyetik alandan ziyade, dalgalar olabilir.

Dr. James Oschman’a göre, “Organizmalarla etkileşim halinde olan asıl elektrik ve manyetik alanlardır, ama bazı araştırmacılar, bu etkileri aslında skalar ve güçlü dalgaların oluşturduğunu düşünmektedirler.”

Teoriler belirli bir sınıra kadar şifanın nasıl oluştuğunu açıklıyorsa da, şifanın ve ruhsal çalışmanın bir kısmı hala sırrını koruyor. Biyomanyetik alanlar ve skalar dalgalar, fiziksel bedene veya fiziksel bir cihaza bağlıdır, ama birçok ruhsal şifacı, şifayı gönderen yüksek varlıklarla doğrudan deneyimler yaşamışlardır. Onların fiziksel bedenleri yoktur, o halde şifa enerjileri nasıl oluşur? Bilimsel açıdan nasıl var olurlar? Bu sorular, şifacılıkta daha derin bir anlayış ve bilinç yapısı geliştirmeyi gerektirmektedir.

Molekül ve atomlardan oluşan bedenin yaşayan dokuları, doğrudan doğruya doğanın bütün güçlerine bağlıdır ve bunlardan etkilenir. Canlı varlıklar gelişirken, güçler bedenin fonksi­yonları ile bağlantıdadır. Buna bilinmeyen güçler de dahildir.

Canlı varlıklarla, özellikle de kendimizle çalışırken, bizlere evrenin en esrarengiz ve derin güçlerini anlama fırsatı veriliyor. Bilim şifayı ve ruhsal dünyayı araştırdıkça, aklımızı zorlayacak ve hayatımızı değiştirecek keşifler ortaya çıkacaktır.

alıntı

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir